New York’ta, BM Genel Kurulu’nun yeni oturumu öncesinde Bakü Girişim Grubu’nun öncülüğünde anavatana dönüş konusuna ayrılmış uluslararası bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantı, Azerbaycanlıların Ermenistan’dan zorla çıkarılması meselesinin BM çatısı altında ilk kez gündeme getirildiği etkinlik olarak kayıtlara geçti.
“Tarihi Adalete Geç Kalınmış Bir Adım: Dönüş Hakkı ve Sömürgesizleştirme” başlığıyla düzenlenen toplantıya 16 ülkeyi temsil eden 50’den fazla delege katıldı. Toplantıya mülteci hakları alanında çalışan uzmanlar, geri dönüş süreçleri konusunda bilgi sahibi isimler, diaspor kuruluşlarının temsilcileri, şiddet ve ayrımcılığa maruz kalmış toplulukların temsilcileri ile BM uzmanları katılım sağladı.
Toplantının odağında, Ermenistan’ın bugünkü sınırlarından çıkarılan Azerbaycanlıların atalarının topraklarına dönüşünü mümkün kılacak hukuki çerçevenin oluşturulması yer aldı. Katılımcılar, bu adımın uluslararası gözetim mekanizması altında, güvenlik ve onur ilkelerine uygun şekilde, hukuken bağlayıcı bir anlaşma temelinde ve bağımsız izleme eşliğinde atılmasının önemine dikkat çekti.
Etkinlik kapsamında, Azerbaycanlılara ait kültürel ve dini anıtların tahrip edilmesini gözler önüne seren kısa bir film gösterildi. BM Afrika Kökenliler Daimi Forumu’nun eski Başkanı Büyükelçi June Soomer ile Uluslararası Sih Birliği’nin Baş Hukuk Danışmanı Prabjot Singh Wirring yaptıkları konuşmalarda Azerbaycanlıların topraklarına dönüş hakkının tanındığını belirterek dünya kuruluşlarını bu soruna daha fazla önem vermeye çağırdı.
Toplantının sonunda katılımcılar, bugünkü Ermenistan sınırları içindeki Azerbaycan mirasının yok edilmesini ve Ermenileştirilmesini protesto eden bir gösteri düzenledi. Etkinlik, BM yönetimine konuyla ilgili özel bir temsilci atanması talebini içeren bir bildirinin kabul edilmesiyle sona erdi.
Toplantıda, Azerbaycanlılara ait yer adlarının, ibadethanelerin, mezarlıkların ve diğer tarihi izlerin sistematik biçimde yok edildiği ve el konulduğu, yüz binlerce insanın kendi topraklarına dönme hakkının ise bugüne kadar hayata geçirilmediği kaydedildi. Bu durumun 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne, 1951 tarihli Mülteci Statüsüne İlişkin Sözleşme’ye ve Dayton Anlaşması’nın 7. Protokolü’ne aykırı olduğu vurgulandı.



